The Raven: Legacy of a Master Thief

Oyun inceleme

O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
Kalkmayacak – hiçbir zaman!

Edgar Allan Poe’nun müthiş şiiri Kuzgun’dan alıntı yapmış olsam da yeni macera oyunumuz The Raven: Legacy of a Master Thief’in ne içerik ne de tema olarak Kuzgun’la alakası var. Önceki oyunları The Book of Unwritten Tales’le gönlümü feth eden firma bu kez komiklikleri bir kenara bırakıp alabildiğine ciddi bir dedektiflik hikayesine soyunuyor. Soyunuyor ama soyunduğuyla kalıyor. Giydirsin biri şunu.


Ev sahibem öldürüldü ama sizin şu keliniz kadar dehşete düşürmedi beni.
Kuzgun diye bir hırsız, nicelerini gördüm yok böyle arsız
1960’lar. İsviçre’deyiz. Vakti zamanında incelikli ve akıl dolu soygunlar yapan fakat eninde sonunda yakalanıp öldürülen The Raven adlı amansız hırsızın mirasçısı ortaya çıkıyor ve İngiltere’deki British Museum’dan çok değerli bir eser çalıyor. İşin ilginç kısmı ise bu hırsız seneler önce hesabı kesilen Raven’la aynı imzaları taşıyor. Hırsızlık mahaline bir kuzgun tüyü bırakıyor. Eski Raven’ın, geri döndüğünü ya da daha doğrusu onun ismini kullanan sahte bir hırsızın işe koyulduğunu düşünen polis teşkilatı kuzgunu yeniden yakalamak için Müfettiş Legrand’ı bu işe atıyor. Agatha Christie romanları ve Sherlock Holmes maceralarına özenen konumuz aslında hiç de fena değil. Üç bölüm halinde yayımlanacak olan oyunun bu ilk bölümünde kendimizi son durağı İstanbul olan Orient Express’te buluyor ve maceraya başlıyoruz.
Göbekli, kel, orta yaşlı bir kahraman yaratalım
Bir macera oyunun olmazsa olmazı elinizin altında her türlü hareketinize yanıt veren kahramanının alabildiğine zeki olması gerekliliğidir. Zeka yok mu? Peki, komik olsun. Komiklik de mi yok? O zaman ne olsun diye sorabilirsiniz ama bana kalırsa bu kesinlikle gerçek hayatta etrafınızda yığınla bulabildiğiniz espri yeteneği olmayan bir karakter olmamalı. Bugüne kadar elbette gerçek hayattan normal karakterler gördük Gabriel Knight olsun, Broken Sword ve hatta Still Life gibi oyunlarda fantastik karakterler yerine gerçek karakterler yönettik ama bunların hepsinin bir karizması, ilgi çekici yanları kısacası albenileri vardı. The Raven’daki ana karakterimiz Polis Memuru Zellnerr ise göbekli, kel, daha önce kalp spazmlarından muzdarip, yanında dil altı haplarını taşıyan ve hayatı boyunca standart bir seviyenin üzerine çıkamayan bir polis memuru.

Kendini Prometheus’a benzeten bir ana karakterimiz var.
Aslında sıradan bir karakterin alemin en zeki ve ilginç hırsızı Kuzgun’un geri dönüşüne dair açılan soruşturmada görevli olması ve sıradanlığını kırmaya çalışması bugüne dek sürmüş olan karizmatik ana karakter genellemesini kıracağı düşünülebilir. Memur Zellnerr de yıllar yılı tek düze sürmüş olan memuriyet hayatında ilk kez kıyısından da olsa kendini Kuzgun’u pusuya düşürecek trende Zurih polisini temsilen bulduğunda ister istemez işin içine dahil olmak zorunda hissediyor. Gözlem yeteneği fena değil, hatta müfettiş Le Grand’ı yer yer şaşırtıyor. Tren’de kendini karakterlerle konuşturmaya kaptırdığı anda işlerin de değişeceğini hissediyorsunuz.

The Raven’ın sorunu hikayesini bir polisiye roman gibi anlatmaya çalışması. Bu kötü bir şey mi diye sorabilirsiniz belki ama oyun ve roman işleri tamamen farklı. Roman’daki uzun ve araştırmaya yönelik dialogları betimleme olmadan, yalın bir biçimde oyunun içine tıkarsanız eninde sonunda konuşmaları hızlı bir biçimde geçmeye çalışan bir oyuncu güruhuyla karşı karşıya kalırsınız. Yıllardır macera oyunu oynayan benim bile yer yer sevgili kel, göbekli ana karakterimizin suç mahalindeki herkese şüpheli bir şey gördünüz mü sorusunu yöneltmesine ruhum dayanamadı ne yazık ki. Zellnerr zaten ağır aksak hareket eden bir karakter, bir yerden bir yere gitmesi o kadar uzun sürüyor ki bu uzun sürecin ardından bir de daha da uzun ve çoğu dialogun ilginizi çekmekten çok sıkıcı olduğu muhabbetler gelince Raven’ın sahiden fazlasıyla ilgimi çeken hikayesine odaklanmak çok zor oluyor. Agatha Christie hayranlarına ise sürpriz var. Oyuna ismi farklı olsa da Agatha Christie’ye fazlasıyla benzeyen bir cinayet roman yazarı eklenmiş. Onunla gidip sohbet edebiliyor, değerli fikirlerini sorabiliyorsunuz.


Manzara durgun, tıpkı oyunun dialogları gibi.

Bu arada oyuna iki defa baştan başladığımı da söylemek istiyorum. Sebebi ise oyundaki içinden çıkılamaz hatalar. Trenin ikinci bölümünde elinize aldığınız bir baltayı yangından ötürü açamadığınız bir kapıda kırmak istiyor fakat muvaffak olamıyorsunuz. Peki neden ? Çünkü balta elinizde görünüyor olsa da ana karakterimizin envanterinde görünmüyor. Haliyle envanterde görünmeyen baltaya tıklayıp kapının üzerinden kullanamıyorsunuz. Hemen kayıt dosyalarımıza geri döünüyoruz ve ne görelim? Aaa autosave yok. E ben normal kayıt da yapmadım. Hay allah, haydi baştan oynayalım o zaman. Sanırım incelemek zorunda kalmasam ve arada olan olayların neticesini gerçekten merak etmesem bu kadar sıkıcı bir karakterle oyuna yeniden başlamak istemezdim. Bunun ardından 4,5 saatlik oyun süremde defalarca yeniden yüklemek zorunda kaldım çünkü karakter sürekli olarak takılıp duruyor. Takıldığı zaman da yapacak bir şey yok, ne menüyü açabiliyorsunuz ne de eski kayıt noktanızı yükleyebiliyorsunuz. Tek çözüm var: Alt + f4. Kısacası can sıkıcı bir durum.
Peki Kuzgu’nun şu kenardaki 6,5 puanı nereden geliyor. İzah edeyim sevgili okur; leziz senaryosu. Sunum kelimenin tek anlamıyla kötü, ama eğer bir polisiye severseniz oyunun her karaktere şüpheyle yaklaşmanıza sebebiyet veren başarılı bir kurgusu var. Beklenmedik bir anda gerçekleşen olaylar katil kim sorusunu sorduruyor ve içten içe birilerini suçladığınızı fark ediyorsunuz kendi vicdanınızda. Bu bir polisiye oyun için gerçekten güzel. Hatta çoğu Katil Kim? filminden bile iyi beceriyor bunu. Ah ama işte ana karaktere ve sıkıcı dialoglara dayanabilirseniz. Eğer ben bu cinayeti çözerim, o Raven bu Raven değil bu miras o miras değil diyorsanız oyunun polisiye yönünü yaşamak için edinebilirsiniz. Yalnız şunu da belirtmeliyim ki oyunda bulmaca diye bir şey yok. Hani şu sınırları zorlayan ve çözümünü bulduğunuzda sizi havalara zıplatan olgu var ya , işte bu oyunda onu bulamayacaksınız. Genelde bulmacaların çözümleri ortada. Yangın tüpünü al, sandalyenin ayağına vur, perdeyi yırt, alkol dök, meşale yap. Evet, belki herşey mantık dahilinde ama sağlam bir bulmaca göremedim ne yazık ki.
Biraz da teknik kısma bakalım, önceki oyunlarında kullandıkları grafik motorunu kullanmışlar yine. Yalnız ne hikmetse üç sene önce çıkan oyun bana çok daha leziz ve ışıl ışıl görünmüştü. Yine de kötü göründüğünü söyleyemem tabii ki. Arka plan olarak gerek Orient Express olsun gerekse de içinde seyahat ettiğimiz gemimiz olsun beklenilen detaylarla süslenmiş. Bazı ufak tefek bölümlerde karanlık ortam yaratacağız diye ışığı tamamen kapatma kararı vermişler, bu da o bölümlerde akla karayı seçme sıkıntısı doğuruyor. Piksel avcılığı bu oyunda da her zaman ki gibi mevcut ama sanırım macera oyunlarının kaderi bu. Seslendirmelerin eli yüzü düzgün ama dialoglarda iş olmayınca sanatçılar ne yapsın. Müzikler ise sinematik bir hava katıyor oyuna. Çoğunlukla orkestral parçalarla devam ediyor yapım. Ama yani zaman zaman da garip bir müzik kullanımı yok değil ; gemide cinayet olmuş, kimin öldürdüğüne dair sorular soruyorsunuz, arkada hawai adalarında hissettiren oynak bir müzik çalıyor… Bu oyunların yönetmenlerinin hakikaten kulaklarını çekmek lazım…


Takke düştü, kel göründü zellnerr.

Sonuç itibariyle bu sene piyasaya çıkan Primordia, Chaos on Deponia, A new Beginning, The Night Of The Rabbit gibi ortalamanın üzerindeki güzel macera oyunlarından sonra The Raven: Legacy of A Master Thief benim pek de hoşuma gitmedi. Oyunun en büyük sıkıntısı gereken tempoyu yakalayamama ve sıkıcı ana karakteri. Ben bunları göz ardı eder, güzel hikayenin tadını çıkarırım diyorsanız buyrun. Ama sıkıntılı sürece de hazır olun. Oyunun diğer bölümlerini görmeden kesin bir puanlama yapmak pek mümkün olmasa da ilk bölüm itibariyle ortalamanın altında kalan fakat ilginç konusuyla ancak uslanmaz macera severlere tavsiye edebileceğim bir oyun olmuş.
İyi günler efem (adama çok fazla “kel-göbekli” dedim değil mi?).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir